Kilo Vermek ve Sağlıklı Yaşamak İstiyorum – Güncem 7

kilo vermek - spor

Bugün tartıya çıktığımda çok mutlu oldum. Tartı güzel konuştu bu sabah:) 80 kg olduğumu söylüyordu. Artık gerçekten amacım sadece kilo vermek olmadığından hemen Vücut Kitle İndeksimi hesapladım.

Vücut Yüzey Alanınız: 1,89 metrekare
Yağsız Vücut Ağırlığınız: 54 kg
İdeal Kilonuz: 59 kg
Vücut Kitle Endeksiniz (BMI): 28,7 kg / metrekare
Sonuç: İdeal kilonuzun üstündesiniz
‘Boyunuza göre vücut ağırlığınızın fazla olduğunu gösterir. Fazla kilolu olma durumu gerekli önlemler alınmadığı takdirde pek çok hastalık için risk faktörü olan obeziteye (şişmanlık) yol açar.’

kilo vermek

Burada söylenenleri biliyorum ama “Dünya Sağlık Örgütü”nün verilerine göre artık sağlıklı aralığın üst sınırlarına gelmişim…ÇOOOOK MUTLUYUM….


-“Bunu kim yaptı?”

 “BEN”… ve sağlıklı aralığa girmiş olmamı kutluyorum.. Kendimizi “TAKDİR ETMEK” belki hiç yapmadığımız ama aslında farkındalık arttırmak için ne kadar önemli bir yöntem. Bunu hayata geçirmeyi gerçekten herkese öneririm.

Kutlamalardan sonra, bugün ve bir sonraki yazımda asıl paylaşmak istediğim konuya gelelim… Sürekli bahsettiğim “İÇE DÖNÜK KONUŞMA” veya “OLUMLAMA” konusu.

Öncelikle anlaşılması gereken “Nedir bu “İçe Dönük Konuşma” ve “Neden” hayata sokulmalıdır?”

“İçe Dönük Konuşmanın Gücü” kitabında “Shad Helmstetter” diyor ki:

Çoğumuzun maruz kaldığı olumsuz programlamaya bir örnek vereceğim. Yaşamlarımızın ilk on sekiz yılı boyunca, eğer sıradan makul ölçüde olumlu yuvalarda büyüdüysek, bize 148.000 kereden daha fazla “Hayır!” denmiştir ya da ne yapamayacağımız söylenmiştir. Eğer birazcık daha şanslıysanız sadece 100.000 ya da 50.000 kere “Hayır” denmiş olabilirsiniz. Sayısı her ne olursa olsun, bu ihtiyaç duyduğumuzdan fazlaca yüklenmiş olumsuz programlamadır.

Bu arada aynı süre boyunca, yani yaşamımızın ilk on sekiz yılında size tahminen kaç kez ne yapabileceğiniz ya da hayatta neyi başarabileceğiniz söylendi. Bin kez? Birkaç yüz kez? Ülke çapında gruplarla yaptığım görüşmeler sırasında, hayatta neyi başarabileceklerinin, kendilerine, üç ya da dört kereden daha fazla söylendiğini hatırlamayan insanlarla karşılaştım. Sayıları ne olursa olsun, basit bir hesapla, çoğumuzun kaydettiği “evet”ler, “hayır”ları dengelemiyor. Ara sıra söylenen “güven” sözleri tam anlamıyla –ara sıra- dır ve etkisi, bizim günlük olarak da aldığımız “yapamazsın”ların dozuyla çok hafifletilmiştir.

Hepimizin maruz kalmış olduğu (ve hala kalmakta) olduğu bu olumsuz programlama, aslında bize kasıtsız olarak yapılır. Bunu bize anne babalarımız yapar (onlar bizi korumak isterler). Bunu bize kardeşlerimiz, öğretmenlerimiz, okul arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız, hayat arkadaşlarımız, her türlü reklam, sabah gazeteleri ve saat altı haberleri yapar.

Önde gelen davranış bilimi araştırmacıları düşündüğümüz her şeyin yüzde yetmiş yedi kadarının olumsuz, amaca zararı dokunur ve bize karşı çalışan türden programlar olduğunu tespit etmişlerdir. Aynı zamanda tıp araştırmacıları tüm hastalıkların yüzde yetmiş beşinin kendi teşvikimizle oluştuğunu söylemektedirler. Hiç şaşırtıcı değil. Ya araştırmacılar haklıysa? Bu demektir ki, programımızın yüzde yetmiş beşi veya daha fazlası yanlış türden. Çok yakın zamanlara kadar hiç kimse insan zihnini –onun gerçekten nasıl çalıştığını- yeterli bir şeklide anlamamıştı. Sonuç şuydu: Çevremizdeki her şey ve herkes, ne yaptıklarını bilmeden ve biz de bu “ rasgele ” programlamanın bizim üzerimizdeki çok büyük etkisini tanımadan, bizi yanlış şekilde programlamışlar.

Maalesef, çoğu yanlış yönde bir programlamaydı ve biz yürekten etkilendik. Yılı yılına, kelimesi kelimesine olumsuz yaşam hikayelerimiz içimize kazındı. Katman katman, neredeyse silinmez bir şekilde, kendi görünümlerimiz yaratıldı. Zamanla biz buna da katıldık. Başkaları tarafından bize söylenenlerin ve bizim de kendimize söylediklerimizin gerçek olduğuna inanmaya başladık.

İster iyi niyetle verilmiş, ister kurnazca ima edilmiş olsun, aynı sözleri ve düşünceleri tekrar tekrar işitmeye başladık; yüzlerce, hatta binlerce kez, ne yapamayacağımız, neyi başaramayacağımız bize söylendi ya da biz kendimize söyledik. Tekrar inandırıcı bir tezdir. Sonuç olarak, başkalarının bize, bizim de kendimize en çok söylediğimiz şeye inandık. Zihnimizde yarattığımız kendi tablomuzu yaşamaya başladık.

Zamanla kendimiz hakkında en çok inandığımız şeyler neyse öyle olduk. Ve böyle yaparak, çoğumuz için, eski programımız yürürlükte kaldığı sürece bizimle sınırsız geleceklerimiz arasında görünmez fakat güçlü bir şekilde duran bir duvar yarattık. Eğer aldığımız bu olumsuz programlar silinmez ya da yerine olumlusu konulmazsa, o bizimle sürekli olarak kalacak ve yaşamımızın geri kalanında yapacağımız her şeyi yönetecek ve etkileyecektir.

Ama bu böyle olmak zorunda değildir.

Kasıtsız olarak yerleşmiş olan tüm bu olumsuz programlar bilinçaltımızdayken her birimiz aslında her AN konuşuyoruz. Konuşmanın sesli olması gerekmiyor. Aklımızdan geçen her düşünce, her sözcük aslında KENDİMİZLE YAPTIĞIMIZ bir konuşmadır. İngilizce de buna “Self Talk” denir ve herkes her an kendine konuşur. Ama ne konuşur?

Çoklukla bilinçaltına yıllar içinde yerleşmiş olan bütün negatif sohbetler sürer gider. Ağız “kendimi seviyorum” der; zihin “salak kadın ben seni biliyorum” der…”bak bunu da başaramadın” der.. “hep başlıyorsun ve hep bırakıyorsun” der…

Hatta Kur’an da İsra suresi 11.Ayet şunu söylüyor.

İnsan (çoğu zaman) iyilik için dua ediyormuşçasına (kendi aleyhine olacak şekilde kızarak ya da anlamadan) kötülük için dua eder. Çünkü insan, (işin sonunu düşünmeyecek kadar) acelecidir. 

İşte tüm bu yargılayıcı konuşmalarımız, düşünce kalıplarımız, kendimize konuştuklarımız da hayatımızı, bizi şekillendirir.. Bunun farkına varınca ise yeni yepyeni bir süreci başlatmak mümkün olur. İşte o zaman yeni “İçe Dönük Konuşma”lar ile dönüşüm başlar. Bir kez kullanmakla değil elbet, eskinin yerini yeni alana kadar, yeni düşünce kalıpları oluşana kadar yeni, farkındalıkla yaratılmış “İçe Dönük Konuşma”ları kullanmak gerekir.

“İçe Dönük Konuşma” ya olumlama da denir. İstediğimiz bir konuda yeniden bir programlama yapmak istiyorsak, bu olumlamanın nasıl hazırlanacağını bilmek gerekir.

OLUMLAMAnın GÜCÜ…BİLİNÇALTININ GÜCÜdür.

Önce şuna bakmamız ve anlamamız gerekir:

Hayatımızda yapmak istediiklerimizi engelleyen, bizi tutan “Ne, Neler?” var. Bunu bulmanın yolu dikkatli ve tarafsız bir şekilde kendinize bakmaktan geçer. Bunlar değiştirmek istediğimiz bir ya da birkaç düşünce kalıbı olabilir. Kaynağını çok bilmek gerekmeden sadece bu düşünceyi yakalamak çok önemlidir. Aslında belki bu kalıplara ulaşamıyorsanız profesyonelce yardım almayı da önerebilirim. Ben bu konuda İrem’den ciddi yardım görüyorum. Aslında bunun sadece kilo vermek fikrinden çıkıp, daha kapsamlı bir şekilde duruma bakmaya başlayınca süreçle, ortaya çıktığını düşünüyorum. Yoksa yıllar içinde defalarca kilo verdim, aldım, verdim, aldım… yani YOYO DİYETlerin çoğundan nasibimi aldım.

Bu sefer ilk kez “Neden fazla yemek yeme ihtiyacım doğuyor?” ve kilo alıyorum diye kendime baktığımda buldum ki, beynimde dönen kalıplarım varmış:

“Özellikle duygusal olarak birşeylere sıkıldığımda, yani CANIM SIKILDIĞINDA ya da öğün aralarında “ATIŞTIRMAK” fikri herşeyin önüne geçiyor. Hani insanın gözü kararır ve buzdolabının kapağında kendini bulur ya, öyle oluyorum ve bunun hiç de “YANLIŞ BİR BESLENME ALIŞKANLIĞI” olduğunu düşünmüyorum. 

Sanırım okul yıllarından kalma bir alışkanlık, öyle hızlı yiyorum ki, çiğnemeden yutuyorum ve doyduğumu bile anlamadan tabağımı boşaltmış oluyorum. Sanki arkamdan biri kovalıyor.

Babaannem derdi ki: “Bitir tabağındaki yemekleri hepsi arkandan ağlıyacak”..Anneannem derdi ki:”Tabağında kalan pirinç taneleri kadar çocuğun olacak!!!” Çok üzülür ve korkardım ve doymuş olsam bile tabağımı bitirirdim. Bu alışkanlık halen sürmekte ve tabağımdaki herşeyi doymuş olsam da sonuna kadar bitiriyorum. 

Lisede beden eğitimi dersinde hocamın dikkatsiz tutumuyla geçirdiğim sakatlanma sonucu 6 ay okuldan ve normal hayatımdan uzaklaşmamın da “Neden sporu sevmediğimin?” kaynağını yaratmış.

Ve en önemlisi de profesyonelce aldığım destekler sonucu bulduğum bilinçaltımda bir kalıp var ki, belki de en görünmeyeni ve zor anlaşılanı bu oldu benim için: “AÇ KALIRSAM ÖLÜRÜM..BU YÜZDEN STOK YAPMALIYIM..”

Tüm bunların sonucunda önce “FARKINDALIKLARIM”ı oluşturmaya başladım. Farkındalıklarımı İrem’in önerisi üzerine sıraladım ve her gün onları okuyorum ve yeni farkındalıklar yaratmaya çalışıyorum.

kilo vermek - farkindalik

Tümünün sonunda geldiğim nokta ise gerçekten alışkanlıklarımın değişmeye başladığı ve sporumu evin dışında bile olsam yapmaya devam ettiğim…

Bu kadar söze ne gerek var diyebilirsiniz. Ama deneyimsel olarak bulduğum birşey var ise, kilo problemi yaşamaya başladığım yaklaşık 30 yılda, bugüne kadar yaptığım her şeyin geçici bir süre benim için çalıştığı ve süreçte koyduğum bütün çabamın boşa gittiği ve aslında belki de bilinçaltında yeni bir program yarattığı: “Bizim genetiğimizde problem var ve kilo vermek imkansız..”

Tüm bunları aşmak zaman ve değişim gerektiriyor bu konuda da “Osman Müftüoğlu”nun bir gazete sayfasında önüme çıkan “1000 yıldır geçerli anayasası” beslenme kısmını zaten özetlerken, nasıl yeniden programlama yapacağız bir sonraki yazıda paylaşacağım.. Bu günlük bu kadar yeter…

kilo vermek

Cevap Yaz

Lütfen yorumunuzu yazın!
İsminizi yazınız